PRP tedavisi, kişinin kendi kanından alınan ve trombosit adı verilen onarıcı hücreler bakımından zenginleştirilen plazmanın, doku yenilenmesini sağlamak amacıyla yine kendisine enjekte edilmesidir. Bu otolog yöntem vücudun doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçiren büyüme faktörlerini yoğun bir şekilde hedeflenen dokuya ulaştırır. Cilt sağlığını iyileştirmek ve saç köklerini canlandırmak gibi alanlarda kullanılan bu biyolojik yaklaşım dışarıdan yabancı bir madde içermeden, tamamen vücudun kendi onarım potansiyelini kullanarak daha sağlıklı ve canlı bir doku yapısı oluşturmayı amaçlayan yenilikçi bir medikal estetik uygulamasıdır.

Prof. Dr. Şule Güngör Saç Ekimi ve Dermatoloji Profesörü

Prof. Dr. Şule Güngör, dermatoloji ve medikal estetik alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip bir akademisyen ve hekimdir. 2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nden mezun olmuş, dermatoloji uzmanlığını Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nde tamamlamıştır. Akademik kariyerinde 2016’da Doçentlik, 2021’de Profesörlük unvanlarını almış; çok sayıda ulusal ve uluslararası yayına, kitap bölümlerine ve bilimsel çalışmaya imza atmıştır. Ayrıca, pek çok ulusal ve uluslararası toplantıda konuşmacı ve oturum başkanı olarak görev almıştır.

Klinik tecrübesini, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Florence Nightingale Hastanesi gibi saygın kurumlarda geliştirmiştir. 2022’den bu yana özel muayenehanesinde, deri sağlığı ve medikal estetik uygulamalarında uluslararası standartlarda hizmet vermektedir.

PRP Nedir?

PRP, “Platelet Rich Plasma” ifadesinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır ve dilimizde “Trombositten Zengin Plazma” anlamına gelir. Bunu daha iyi anlamak için kanımızın yapısını düşünelim. Kanımız, alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler gibi hücreler ile bu hücrelerin içinde yüzdüğü plazma adı verilen sıvı bir kısımdan oluşur.

Trombositler, yani kan pulcukları, genellikle kanamayı durduran pıhtılaşma görevleriyle bilinirler. Ancak onların asıl marifeti, içlerinde depoladıkları yüzlerce çeşit “büyüme faktörü” adı verilen onarıcı proteinlerdir. Vücudumuzda bir hasar oluştuğunda, trombositler o bölgeye hücum eder ve bu büyüme faktörlerini salarak adeta bir inşaat alanındaki ustalar gibi onarım sürecini başlatır ve yönetirler.

PRP tedavisinin temel mantığı da işte bu doğal mekanizmayı taklit etmektir. Kişiden alınan küçük bir miktar kan, özel bir işlemden geçirilerek trombositlerin yoğunluğu normal kana göre 5 ila 8 kat artırılır. Sonuçta elde edilen bu trombositten zengin plazma, vücudun onarım ve yenilenme mekanizmasını en üst seviyede çalıştırmak için kullanılır. Tamamen kişinin kendi kanından hazırlandığı için “otolog” bir tedavi olarak adlandırılır ve bu da onu son derece güvenli kılar.

PRP Ne İşe Yarar?

PRP’nin temel işlevi, uygulandığı bölgede cildin ve dokuların kendi kendini onarma ve yenileme kapasitesini tetiklemektir. Trombositlerden salınan yüzlerce büyüme faktörü, hücreler arasında bir iletişim ağı kurarak doku onarımının tüm aşamalarını organize eder. Bu süreç cildin biyolojik olarak daha genç ve sağlıklı bir yapıya kavuşmasını sağlar.

PRP’nin etki mekanizması üç ana adımda özetlenebilir.

  • Onarım Sinyali: PRP enjekte edildiğinde, büyüme faktörleri ortama salınır ve vücudun kök hücrelerine ve onarıcı hücrelerine bir “çağrı” gönderir. Bu sinyal, bölgede kontrollü bir iyileşme sürecini başlatır.
  • Yeniden Yapılanma: Çağrıyı alan fibroblast gibi hücreler, cildin temel yapı taşları olan kolajen ve elastin üretimini artırır. Bu cildin sıkılığını, esnekliğini ve kalitesini doğrudan etkiler. Aynı zamanda, yeni kan damarlarının oluşumu tetiklenir, bu da dokunun daha iyi beslenmesini ve daha canlı görünmesini sağlar.
  • Doku Olgunlaşması: Yeni üretilen kolajen lifleri zamanla yeniden düzenlenerek cilde daha organize, güçlü ve pürüzsüz bir yapı kazandırır. Bu süreç aylar boyunca devam ederek tedavinin kalıcı etkilerini ortaya çıkarır.

Kısacası PRP, cilde geçici bir dolgunluk vermek yerine, cildin temelini oluşturan mekanizmaları uyararak kalıcı ve doğal bir iyileşme sağlar.

PRP Nasıl Yapılır?

PRP uygulaması, klinik ortamında gerçekleştirilen, yaklaşık yarım saat süren oldukça konforlu bir işlemdir. Süreç temel olarak üç basit adımdan oluşur.

Kan Alınması: Normal bir kan tahlili yaptırır gibi, kolunuzdaki bir damardan az bir miktar (yaklaşık 10-20 cc) kan, pıhtılaşmayı önleyici maddeler içeren özel PRP tüplerine alınır.

Kanın Ayrıştırılması (Santrifüj): Kan dolu tüpler, santrifüj adı verilen ve çok yüksek hızda dönen bir cihaza yerleştirilir. Bu cihaz, merkezkaç kuvveti sayesinde kanın bileşenlerini yoğunluklarına göre ayırır. Birkaç dakikalık işlemin sonunda, tüpün en altında kırmızı kan hücreleri, en üstünde trombositten fakir plazma ve ortada ise trombositlerin en yoğun olduğu “buffy coat” adı verilen değerli bir tabaka oluşur.

PRP’nin Uygulanması: Trombositlerin en yoğun olduğu orta kısımdaki plazma, dikkatlice bir enjektöre çekilir. Elde edilen bu konsantre ve onarıcı sıvı, tedavi edilmek istenen bölgeye (saç derisi, yüz, boyun, el üzeri vb.) çok ince iğnelerle enjekte edilir. İşlem öncesinde bölgeye uygulanan anestezik kremler sayesinde enjeksiyon sırasında hissedilen rahatsızlık en aza indirilir.

Uluslararası Standartlarda Estetik ve Dermatoloji
Randevu almak için iletişime geçebilirsiniz. Ekibimiz size en kısa sürede dönüş yapacaktır.

PRP Tedavisi Hangi Durumlarda Kullanılır?

PRP’nin doku yenileme özelliği, dermatolojide birçok farklı sorunun çözümünde kullanılmasını sağlar. Başlıca kullanım alanları şunlardır:

  • Erkek ve kadın tipi genetik saç dökülmesi
  • Cilt yaşlanması ve ince kırışıklıklar
  • Cilt canlandırma ve parlaklık kazandırma
  • Akne (sivilce) sonrası oluşan çökük izler
  • Yara ve yanık izleri
  • Cilt çatlakları (stria)
  • Göz altı morlukları ve torbalanmaları

Özellikle saç dökülmesi tedavisinde PRP, zayıflamış saç köklerini uyararak ve bölgedeki kan dolaşımını artırarak saç tellerinin kalınlaşmasına, dökülmenin azalmasına ve yeni saç çıkışının desteklenmesine yardımcı olur.

Cilt gençleştirme amacıyla kullanıldığında ise kolajen üretimini tetikleyerek cildin daha sıkı, elastik ve parlak görünmesini sağlar. İnce çizgilerin görünümünü hafifletir ve cildin genel kalitesini artırır.

Akne ve yara izleri tedavisinde ise genellikle fraksiyonel lazer veya mikro iğneleme gibi yöntemlerle birlikte kullanılır. Bu yöntemlerle cilde açılan mikro kanallar, PRP’nin daha derine nüfuz etmesini sağlarken, PRP de bu işlemlerin iyileşme sürecini hızlandırır ve çok daha başarılı sonuçlar alınmasına olanak tanır.

PRP Tedavisi Kaç Seans Sürer?

PRP tedavisinin seans sayısı ve aralıkları, uygulanan bölgeye ve tedavi edilen sorunun derecesine göre kişiye özel olarak planlanır. Ancak genel olarak izlenen protokoller vardır:

Saç dökülmesi için genellikle 3-4 haftalık aralıklarla toplam 3-4 seanslık bir başlangıç tedavisi önerilir. Bu ilk kürün ardından, elde edilen sonucun kalıcılığını sağlamak için 6 ayda bir veya yılda bir kez yapılacak idame seansları yeterli olacaktır.

Cilt gençleştirme veya yara izi tedavisi için ise 2-3 haftalık aralıklarla yine 3-4 seanslık bir tedavi planı uygulanır. Cildin durumuna göre yılda 1-2 kez hatırlatma seansları yapılması, cildin kazandığı canlılığı ve sağlığı korumasına yardımcı olur.

PRP’nin Etkileri Ne Zaman Başlar?

PRP tedavisinin etkileri, vücudun biyolojik onarım sürecine dayandığı için anında ortaya çıkmaz; bu süreç sabır gerektirir. Tedavi, cildin kendi kendini yenileme motorunu çalıştıran bir “kıvılcım” gibidir ve bu motorun tam kapasiteye ulaşması zaman alır.

İlk olumlu belirtiler genellikle ikinci seanstan sonra görülmeye başlar. Ciltte bir canlanma, parlaklık ve dokuda hafif bir sıkılaşma ilk fark edilen etkilerdir. Ancak kolajen üretiminin artması ve dokunun yeniden yapılanması gibi daha derin etkilerin ortaya çıkması, son seanstan sonraki 3 ila 6 aylık bir süreyi bulabilir. Saç dökülmesi tedavisinde de yeni saçların çıkması ve mevcut saçların güçlenmesi için benzer bir süreye ihtiyaç duyulur. Bu doğal süreç sonuçların hem kalıcı hem de son derece doğal görünmesini sağlar.

PRP Tedavisi Güvenli midir?

Evet, PRP tedavisinin en önemli özelliklerinden biri son derece güvenli bir uygulama olmasıdır. Güvenilirliğinin temel sebebi, tedavide kullanılan materyalin tamamen kişinin kendi kanından elde edilmesidir. Bu durum aşağıdaki riskleri tamamen ortadan kaldırır.

  • Alerjik reaksiyon
  • Yabancı cisim reaksiyonu
  • Bulaşıcı hastalık bulaşma riski

İşlem doğru teknikle ve steril koşullarda yapıldığı sürece risk faktörü neredeyse sıfırdır. Bu nedenle tedavinin mutlaka bu alanda deneyimli bir hekim tarafından, hijyenik bir klinik ortamda yapılması kritik önem taşır.

Uluslararası Standartlarda Estetik ve Dermatoloji
Randevu almak için iletişime geçebilirsiniz. Ekibimiz size en kısa sürede dönüş yapacaktır.

PRP Tedavisinin Yan Etkileri Nelerdir?

PRP tedavisinin yan etkileri, işlemin kendisine bağlı, genellikle hafif ve geçici durumlardır. Bu etkiler birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. En sık görülen yan etkiler şunlardır:

  • Enjeksiyon bölgelerinde hafif hassasiyet
  • Geçici kızarıklık
  • Kısa süreli şişlik veya ödem
  • İğne giriş yerlerinde nadiren küçük morluklar

Kimler PRP Tedavisi Yaptıramaz?

PRP tedavisi geniş bir kitleye güvenle uygulanabilse de bazı durumlarda yapılması uygun değildir. Tedaviye uygunluğunuz, doktorunuz tarafından yapılacak değerlendirme sonrası netleşir. PRP tedavisinin önerilmediği başlıca durumlar vardır:

  • Kanında trombosit sayısı kritik derecede düşük olanlar
  • Trombosit fonksiyon bozukluğu olanlar
  • Aktif enfeksiyon geçirenler
  • Uygulama yapılacak bölgede iltihaplı bir lezyonu olanlar
  • Kan kanseri (lösemi, lenfoma) hastaları
  • Ciddi kan sulandırıcı tedavi alanlar
  • Hamileler ve emziren anneler

Tedavi Öncesi ve Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

Tedavinin başarısını en üst düzeye çıkarmak ve süreci konforlu bir şekilde atlatmak için bazı basit kurallara uymak önemlidir.

Tedaviden önce dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

  • Kan sulandırıcı ilaç ve takviyelerin (aspirin, E vitamini, balık yağı vb.) bir hafta önceden kesilmesi
  • İşlemden birkaç gün önce alkol tüketiminin durdurulması
  • İşlem günü cildin temiz ve makyajsız olması
  • Tedaviden sonra dikkat edilmesi gerekenler ise şunlardır:
  • İşlem yapılan bölgeye 12-24 saat su değdirilmemesi
  • Bir hafta boyunca anti-enflamatuar ilaçlar kullanılmaması
  • İlk 24 saat ağır egzersiz, hamam ve saunadan kaçınılması
  • Cildin güneşten korunması ve düzenli olarak güneş koruyucu kullanılması

PRP Diğer Tedavilerden Farklı mıdır?

Evet, PRP’nin etki mekanizması diğer popüler tedavilerden temel olarak farklıdır ve bu da onu özel kılar. Örneğin hyaluronik asit dolgular cilde anında hacim vererek çöküklükleri ve derin kırışıklıkları doldurur. Yani bir “boşluk doldurma” işlemi yaparlar. PRP ise cilde hacim vermez; bunun yerine cildin kendi hücrelerini uyararak kaliteyi artıran, cildi içeriden onaran biyolojik bir süreç başlatır. Bu iki tedavi birbirinin rakibi değil aksine iyi birer tamamlayıcısıdır. Dolgu ile kaybedilen hacim yerine konulurken, PRP ile cildin genel sağlığı ve dokusu iyileştirilebilir.

PRF ve PRP Arasındaki Fark Nedir?

PRF (Platelet Rich Fibrin), PRP’nin ikinci nesil versiyonu olarak kabul edilir. En temel fark, hazırlanma tekniğidir. PRF hazırlanırken kana pıhtılaşmayı önleyici bir madde eklenmez. Bu sayede santrifüj işlemi sırasında kanın kendi fibrinojeni aktive olarak üç boyutlu bir fibrin ağı oluşturur. Trombositler ve büyüme faktörleri bu ağın içine hapsolur.

Bu yapısal fark, işlevsel bir avantaja dönüşür. PRP’de büyüme faktörleri hızla salınırken, PRF’deki fibrin ağı sayesinde büyüme faktörleri daha yavaş ve daha uzun süreli (7-10 gün) bir salınım gösterir. Bu yavaş salınımın, doku onarımını daha uzun süre destekleyerek daha etkili sonuçlar verebileceği düşünülmektedir.

Son Yazılar

Dolgu Uygulamaları Nelerdir,
Nasıl yapılır?

Devamını Oku ➜

Göz Altı Işık Dolgusu Nedir,
Nasıl Yapılır?

Devamını Oku ➜

Medikal Cilt Bakımı Nedir,
Nasıl Yapılır?

Devamını Oku ➜