Paris Işıltısı, cildin kalitesini hücresel düzeyde artırmak için uygulanan, polirevitalizan içerikli bir mezoterapi yöntemidir. Bu modern anti-aging tedavisi, temelinde yatan ve NCTF 135 HA olarak bilinen zengin formül sayesinde cildin kendi onarım mekanizmalarını harekete geçirir. Yüze dolgunluk kazandıran işlemlerden farklı olarak amacı cildi içeriden beslemek ve biyolojik fonksiyonlarını optimize etmektir. Sonuç olarak ciltte doğal, sağlıklı ve kalıcı bir canlanma ve ışıltı elde edilmesini sağlayan, bilimsel temellere dayalı bir cilt canlandırma prosedürüdür.
Prof. Dr. Şule Güngör, dermatoloji ve medikal estetik alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip bir akademisyen ve hekimdir. 2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nden mezun olmuş, dermatoloji uzmanlığını Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nde tamamlamıştır. Akademik kariyerinde 2016’da Doçentlik, 2021’de Profesörlük unvanlarını almış; çok sayıda ulusal ve uluslararası yayına, kitap bölümlerine ve bilimsel çalışmaya imza atmıştır. Ayrıca, pek çok ulusal ve uluslararası toplantıda konuşmacı ve oturum başkanı olarak görev almıştır.
Klinik tecrübesini, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Florence Nightingale Hastanesi gibi saygın kurumlarda geliştirmiştir. 2022’den bu yana özel muayenehanesinde, deri sağlığı ve medikal estetik uygulamalarında uluslararası standartlarda hizmet vermektedir.
Paris Işıltısı Nedir?
Paris Işıltısı, cildin orta tabakası olan dermise, çok ince iğnelerle özel bir canlandırıcı solüsyonun enjekte edildiği bir mezoterapi yöntemidir. Sektörde bu tür uygulamalara genel olarak “cilt güçlendirici” (skin booster) de denir. Bu tedavinin temelini oluşturan ve ona asıl gücünü veren ürün ise FILLMED NCTF® 135 HA isimli, zengin içerikli bir formülasyondur.
Bu uygulamayı bir dolgu işleminden ayıran en temel fark, amacının cilde hacim vermek veya yüzün şeklini değiştirmek olmamasıdır. Paris Işıltısı, yanakları dolgunlaştırmak veya dudakları büyütmek yerine, cildin kendi biyolojik yapısını ve sağlığını iyileştirmeye odaklanır. Yani bir boşluğu doldurmak yerine, cildin kendi kendini onarma ve yenileme kapasitesini adeta yeniden ateşler.
Bu özel formülün içeriği iki ana temel üzerine kuruludur. Birincisi, vücudumuzda doğal olarak bulunan ve cildin nem dengesini sağlayan saf Hyaluronik Asit’tir. Adeta bir “nem mıknatısı” gibi çalışarak cildin derinlemesine su tutmasını sağlar. Bu sayede cilt anında daha dolgun, pürüzsüz ve canlı görünür.
Tedavinin asıl sırrı ise ikinci kısımda, yani Polirevitalizan Solüsyon’da gizlidir. Bu cildin sağlıklı kalması ve kendini yenilemesi için ihtiyaç duyduğu her şeyi bir arada sunan 50’den fazla aktif bileşenden oluşan zengin bir kokteyldir. Bu kokteylin içinde cildimiz için hayati önem taşıyan temel bileşen grupları bulunur. Bu bileşenler şunlardır:
- Vitaminler (12 çeşit)
- Amino asitler (24 çeşit)
- Mineraller
- Koenzimler
- Nükleik asitler
- Antioksidanlar
Özetle Paris Işıltısı, cilde sadece nem vermekle kalmaz, aynı zamanda onu temel besinlerle besleyerek hücresel düzeyde yeniden yapılandıran ve canlandıran kapsamlı bir anti-aging tedavisidir.
Paris Işıltısı Ne İşe Yarar?
Paris Işıltısı, cildin kalitesini çok yönlü bir yaklaşımla artırmayı hedefler. Yaşlanmanın gözle görülür belirtileriyle ve bu belirtilerin altında yatan biyolojik nedenlerle aynı anda savaşır. Cildinize sağladığı faydaları daha net anlamak için, hangi sorunlara çözüm sunduğuna bakabiliriz. Paris Işıltısı tedavisinin hedeflediği temel cilt sorunları.
- Ciltteki genel matlık ve cansızlık
- Nemsizlikten kaynaklanan kuruluk ve gerginlik hissi
- Yüzeyel ince çizgiler ve kırışıklıklar
- Ciltteki elastikiyet ve sıkılık kaybı
- Düzensiz cilt dokusu
- Genişlemiş gözenek görünümü
- Stres, yorgunluk ve çevresel faktörlere bağlı solgun görünüm
Tedavinin en hızlı fark edilen etkisi, içeriğindeki saf hyaluronik asit sayesinde sağlanan yoğun nemlendirmedir. Cilt, kaybettiği nemi geri kazandığında anında daha taze ve dolgun bir görünüme kavuşur. Bu “su takviyesi”, özellikle nemsizlikten kaynaklanan ince çizgilerin yumuşamasına yardımcı olur.
Uzun vadedeki en önemli etkisi ise, cildin temel fabrika hücreleri olan fibroblastları canlandırmasıdır. Yaşla birlikte fibroblastların aktivitesi yavaşlar, bu da kolajen ve elastin üretiminin azalmasına neden olur. Paris Işıltısı’nın zengin besleyici kokteyli, bu hücrelere ihtiyaç duydukları tüm “ham maddeleri” doğrudan ulaştırır. Böylece yeniden canlanan bu hücreler daha fazla kolajen ve elastin üretmeye başlar. Sonuç olarak cilt sıkılaşır, esnekliği artar ve ince kırışıklıkların görünümü azalır.
Ayrıca cildin ışığı daha iyi yansıtmasıyla ortaya çıkan o sağlıklı ve doğal parlaklık, tedavinin isminin hakkını verir. Formüldeki güçlü antioksidanlar ise cildi güneş, hava kirliliği gibi dış etkenlerin yarattığı hasara karşı koruyarak yaşlanma sürecini yavaşlatır. Bu özelliğiyle Paris Işıltısı, sadece mevcut sorunları düzelten bir tedavi değil aynı zamanda geleceğe yönelik koruyucu bir yatırımdır.
Paris Işıltısı Nasıl Yapılır?
Paris Işıltısı uygulaması, klinik ortamında bir hekim tarafından gerçekleştirilen, oldukça konforlu ve pratik bir medikal prosedürdür. Süreç hastanın ihtiyaçlarına göre planlanan birkaç basit adımdan oluşur ve genellikle sosyal hayattan kopmanızı gerektirmez.
Öncelikle, hekim cildinizi analiz eder, beklentilerinizi dinler ve genel sağlık durumunuzu değerlendirir. Bu ilk görüşme, tedavinin sizin için doğru bir seçenek olup olmadığını belirlemek ve bir yol haritası çizmek için çok önemlidir.
Uygulama günü, tedavi edilecek bölge ilk olarak makyaj ve kirlerden arındırılır ve antiseptik bir solüsyon ile dikkatlice temizlenir. İşlemin olabildiğince ağrısız ve konforlu geçmesi için, enjeksiyon yapılacak alana lokal anestezik, yani uyuşturucu etkili bir krem sürülür. Bu kremin cildi yeterince uyuşturması için yaklaşık 30-45 dakika beklenir.
Cilt hazır olduğunda, hekim NCTF® 135 HA solüsyonunu çok ince uçlu iğneler kullanarak cildin yüzeyel dermis tabakasına enjekte etmeye başlar. Ürün, cilt yüzeyinde belirli aralıklarla küçük noktacıklar halinde verilir. Bu enjeksiyonlar, ürünün cilt altına eşit bir şekilde dağılmasını sağlar. İşlem sırasında hissedilen rahatsızlık hissi, anestezik krem sayesinde minimum düzeydedir. Göz çevresi gibi çok hassas bölgelerde ise ağrıyı ve morarma riskini en aza indirmek için tasarlanmış özel aplikatörler kullanılabilir. Uygulamanın kendisi, tedavi edilen alanın genişliğine bağlı olarak genellikle 20-30 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır.
Paris Işıltısı’nın en iyi sonuçları, tek bir seanstan ziyade, birikimli bir etkiyle ortaya çıkar. Cildin biyolojik olarak kendini yenilemesi zaman aldığı için, tedavi genellikle belirli aralıklarla tekrarlanan seanslar halinde planlanır. Standart bir protokol genellikle 2-3 hafta aralıklarla yapılan 3 seanstan oluşur. Elde edilen sonuçların kalıcılığını sağlamak için ise 3 ila 6 ayda bir tek seanslık hatırlatma dozları önerilir.
Paris Işıltısı Kimler İçin Uygundur?
Paris Işıltısı, cildinin kalitesini artırmak, daha sağlıklı, canlı ve genç bir görünüme kavuşmak isteyen hemen hemen her yaştan ve cilt tipinden birey için harika bir seçenektir. Özellikle bazı durumlar için ideal bir çözüm sunar. Bu tedaviden en çok fayda görecek kişiler şunlardır:
- Cildinin parlaklığını kaybettiğini ve yorgun göründüğünü düşünenler
- Cildinde kuruluk ve nemsizlikten şikayetçi olanlar
- Göz çevresi, alın gibi bölgelerde yeni oluşmaya başlayan ince çizgileri fark edenler
- Cildinin sıkılığını ve elastikiyetini kaybettiğini hissedenler
- Cilt dokusunun daha pürüzsüz olmasını ve gözeneklerinin daha az belirgin olmasını isteyenler
- Henüz belirgin yaşlanma belirtileri olmasa da cildinin sağlığını korumak isteyenler
Kısacası cildine bir “canlılık dopingi” yapmak ve yaşlanma sürecini daha sağlıklı bir şekilde yönetmek isteyen herkes bu tedavi için uygun bir aday olabilir.
Paris Işıltısı Kimlere Uygulanmaz?
Her medikal uygulamada olduğu gibi, Paris Işıltısı’nın da bazı durumlarda yapılması önerilmez. Tedavinin güvenliği açısından bu kurallara uymak çok önemlidir. Paris Işıltısı tedavisinin uygun olmadığı kişiler ve durumlar.
- Hamileler
- Emziren anneler
- Ürünün içeriğindeki maddelere karşı bilinen alerjisi olanlar
- Uygulama yapılacak bölgede aktif enfeksiyonu (uçuk, iltihaplı sivilce vb.) olanlar
- Tedavi alanında aktif egzama veya sedef gibi cilt rahatsızlıkları bulunanlar
- Kontrol altında olmayan otoimmün hastalığı olanlar
- Kan pıhtılaşma bozukluğu olanlar
- Vücudunda keloid (anormal yara izi) oluşma eğilimi olanlar
Bu nedenle işlem öncesinde hekiminize tüm sağlık geçmişinizi ve kullandığınız ilaçları eksiksiz bir şekilde anlatmanız, tedavinin güvenli ve başarılı olması için kritik bir adımdır.
Paris Işıltısı Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Paris Işıltısı, minimal bir iyileşme süreci gerektiren, oldukça konforlu bir uygulamadır. İşlemden hemen sonra çoğu kişi günlük hayatına rahatlıkla dönebilir. Ancak en iyi sonuçları almak ve olası yan etkileri en aza indirmek için bazı basit kurallara uymak önemlidir. İşlem sonrasında dikkat edilmesi gereken bazı temel noktalar.
- Uygulamadan sonraki ilk 12-24 saat makyaj yapmaktan kaçının.
- İşlem günü yüzünüzü sıcak suyla yıkamayın, ılık su tercih edin.
- 24 saat boyunca yoğun egzersiz, sauna, hamam gibi aşırı sıcak ortamlardan uzak durun.
- En az 48 saat boyunca doğrudan ve yoğun güneşe maruz kalmayın.
- Solaryumdan bir hafta süreyle kaçının.
- Cildinizi dışarı çıkarken mutlaka yüksek faktörlü bir güneş koruyucu ile koruyun.
İşlem sonrası oluşabilen hafif kızarıklık ve küçük kabarcıklar normaldir, genellikle birkaç saat içinde kendiliğinden geçer.
Nadiren oluşabilen küçük morluklar da birkaç gün içinde kaybolacaktır.
Bu basit önlemler cildinizin daha hızlı toparlanmasına ve tedavinin etkinliğinin artmasına yardımcı olacaktır.
Paris Işıltısı’nın Etkisi Ne Zaman Başlar ve Ne Kadar Sürer?
Bu tedavide beklentileri doğru yönetmek, memnuniyetin en önemli anahtarıdır. Paris Işıltısı bir dolgu gibi anında dramatik bir değişiklik yaratmaz; cildin biyolojisiyle birlikte çalışarak zamanla etkisini gösteren bir süreçtir.
İlk etkiler genellikle ilk seanstan hemen sonra fark edilir. Cilt, hyaluronik asidin nemlendirici etkisiyle anında daha canlı, parlak ve dolgun görünür. Bu ilk “ışıltı” ve nemlenme etkisi, hastaların tedaviden hemen sonra kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlar.
Ancak tedavinin asıl ve kalıcı faydaları, yani kolajen ve elastin üretiminin artmasıyla gelen sıkılaşma, ince çizgilerde azalma ve cilt kalitesindeki yapısal iyileşme, seanslar ilerledikçe ortaya çıkar. Genellikle 2. veya 3. seanstan sonra bu yapısal değişiklikler daha belirgin hale gelir ve cilt her seansta kendini daha da yeniler. Kür tamamlandığında ise cildin genel sağlığında ve görünümünde gözle görülür bir iyileşme elde edilir.
Tedavinin kalıcılığı ise kişinin cilt yapısına, yaşına, yaşam tarzına ve uygulanan protokole bağlı olarak değişir. Genellikle elde edilen olumlu etkiler 6 ay kadar devam eder. Bu sürenin sonunda sonuçların devamlılığını sağlamak için 3 ila 6 ayda bir yapılacak tek seanslık idame tedavileri önerilir. Unutmayın bu bir “tek seferlik çözüm” değil cildinizin sağlığını ve gençliğini korumak için uygulanan düzenli bir bakım stratejisidir.
